alternatif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alternatif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ağustos 2014 Perşembe
"kolektif yeni" deneyi
blogdan bu kadar uzak kalmak benim için ne kadar sıkıcı oldu keşke bilseniz. bunun nedeni ne iş güç yoğunluğu, ne can sıkıcı şeyler. bu aralar bilgisayara, internete elim eskisi kadar gitmiyor, klavye tembeli oldum diyelim. başka güzel gelişmeler de oldu, oluyor. onları özümsemeye çalışıyorum.. o yüzden aklımın bir yanı yapı güncesindeyken, diğer yanı yazamamaktan çok da huzursuz değil. biriktiriyor.
fakat aslında uzuuun uzun yazmak istediğim, üzerine tartışmalar yürütmekten keyif alacağım bir konuya, klavye tembelliğime savaş açmak suretiyle, kısa da olsa değinmek istedim.
şimdiye kadarki yazılarım, genelde yurtdışından örnekler oldu, zira çıkış amacı oydu: türkçe kaynak bulunamayan noktalarda bu blog devreye girsin, misyonu biraz da bu olsun istemiştim. çünkü tam da bu dertten muzdariptim. saman ev tekniğine çok da değinmemem bundandır örneğin, türkçede en çok kaynağı olan konu olması.. fakat biliyorum ki türkçe yazılıp çizilmiş ya da hiç yazılıp çizilmeden sadece yaşanmış pek çok deneyim birikmeye başladı bu topraklarda.
benim eksikliğim bunlara değinmemek olmadı, çünkü gördüğümce duyduğumca sanal mecralardan gelişmeleri takip edip kendi adıma minnet duydum ve zaten kitlesi çok olmayan, eştten dosttan müteşekkil blogda paylaşma ihtiyacı duymadım. ama tespit ettiğim eksikliğim, yapı güncesi'nin bir sonraki hedefi oldu: bu deneyimleri gidip yerlerinde görmek. şimdi yine uzaktan şahit olmaya devam ediyorum ama sağdan soldan gelen bilgiler şahane deneyimlere işaret ediyor ve gidip yerlerinde görmek, iznim olursa bu deneyimler üzerine çok daha bilgi sahibi olmuş şekilde yazmak istiyorum.
biliyorsunuz burada ekolojik, doğayla dost yaşam alanları üzerine yazıyorum ama beni asıl ilgilendiren şey fikri altyapı. o yüzden eko-köy oluşumları, komün topluluklar ya da bireysel alternatif yaşam deneyleri de bu bloğun ilgi alanına çokça giriyor. emre'ninki gibi örneğin..
emre, uzaktan da olsa sohbet edebilme fırsatı bulabildiğim şahane bir insan. bunu nereden mi biliyorum? elbette kısıtlı sanal mektuplardan değil, bizzat kendi hayatını bizlerle paylaştığı bloğundan. şunu söylesem abartmış olmam, gördüğüm anda bir arkadaşımın yazılarını, hayatını okurmuş gibi oldum da kendimce onun adına çokça sevindim. siz de merak ettiyseniz eğer, buraya tıklayarak emre'nin bloğuna geçiş yapın lütfen :) ama bir yazıdan diğerine atlayayım derken zaman su gibi akıp gidecek, limonatanızı falan alın da öyle tıklayın. bu sıcak nemli yaz günlerinde serin bir soluk versin size de..
emre geçen sene (ama macerası daha da önce başlıyor, bkz diğer bloglar) kolektif bir deney başlatarak "yeni"yi kurma yolunda adım atmış biri. ben burada uzun uzun bu deneyi yazmayacağım, yersiz olur. ama çıkış noktasını merak edenlere dev hizmet! deneyi açıklayan ilk yazı işte burada. gelişmeler, gidişat ise blogda sırasıyla takip edilebiliyor. bizler destek olarak bu deneyin bir parçası olabileceğimiz gibi; alternatif bir hayat peşindeysek sadece bu yazıları okuyarak bile pek çok şey öğrenip şimdinin gözlemcileri, sonrasının potansiyel paylaşımcıları olabiliriz. çünkü oturduğumuz yerde "yapılamaz", "hayal" ya da "emeklilikte ancak" dediğimiz şeylerin ne kadar yapılabilir olduğunu gösteriyor bize bu arkadaşlar. ne de iyi ediyorlar, kıymetine paha biçilemez.. bu yüzden her birine ama her birine minnet doluyum. keşke daha çok yazıp çizseler, daha çok haberdar olma imkanımız olsa. bu yolculuk bireysel olabilir ama okuyacak her yeni insan o yolun potansiyel bir yolcusu oluyor ya, tam da o noktada kolektif bir şeye dönüşebiliyor bu girişimler. o yüzden bu kadar kıymetliler zaten.
son yazısında da söylediği gibi deney artık bitiyor, en azından şimdilik karar bu yönde. her deneyde olduğu gibi, bu deneyde de süre burada dolmuş anlaşılan. destek olmak isteyenleri bekliyor, çorbada tuzum olsun isterseniz siz de mektubu okumadan geçmeyin derim. evet deney bitiyor gibi fakat başka bir yaşam tarzına dair yazılar, deneyimler birikmeye devam ediyor diğer yanda. ne güzel! umarım sizde de aynı heyecan uyanmıştır, çünkü bu heyecan umudun heyecanı..
dilerim yapı güncesinin yeni hedefinde (dileğinde demek daha doğru belki) konuştuğumuz gibi yolum o kapıya da düşecek, umarım yüzyüze tanışma imkanı da bulacağım onlarla ve süreç içerisinde daha başka şahane insanlarla da. ve dilerim bir gün benim de ziyaret edilmek istenen bir kapım olacak. o zamana kadar bizlerle deneyimlerini paylaşan herkese sonsuz minnetle..
Etiketler:
alternatif,
armağan ekonomisi,
blog,
blogger,
deney,
doğal yaşam,
kolektif yeni
20 Temmuz 2012 Cuma
Çöpten Bir Kale
Resimde gördüğünüz bu sevimli yapı "Çöp Kale" (junk castle). Tamamı atık malzemelerden elde edildiği içinse maliyeti 500 doların bile altında olmuş. Kulağa gerçekten çok uzak geliyor değil mi? Ama bu doğru.. Bir lise öğretmeni, yazar ve sanatçı olan Victor Moore 1970'de güzel sanatlar okurken hazırladığı tez için inşa etmiş bu çöpten kaleyi.. Her bir parçası çevredeki çöplüklerden toplanmış tam anlamıyla geri dönüştürülmüş bir yapı!
İçinde neler kullanılmamış ki.. Metal levhalar, teneke, çamaşır makinesi parçaları, kurutma makinesi kapakları, karyolalar, 1952 model bir arabanın kapısı.. ve daha kimbilir ne gibi parçalar..
Bugün turistik bir uğrak yeri haline gelmiş bu yapı, Victor Moore'un yaptığı her röportajdan sonra neredeyse insan akınına uğramış.. Victor Moore bir röportajında, elbette bu ilgiden gurur duyduğunu ama sürekli etrafta, çevreden bir şeyler toplamaya çalışan insanlar bulduğunu söylüyor. Sanırım böyle bir yapıyı görüp de aynı hevese kapılmamak imkansız.. Tüm bu atık toplama hevesi, arazinin havasından olmasa gerek..
Çöp kale, internette de sık sık karşılaşılan bir benzetmedeki gibi gerçekten Disney yapılarını andırıyor. Bir disney yapısı kadar güzel ama bir o kadar da alışılmadık..
Bu ilginç yapının, kendisi kadar ilginç bir hikayesi de var. O yıllarda kent yönetimi kanunlarına göre maliyeti 500 doların altında olan yapılar için, inşa izni almaya ihtiyaç yokmuş. Bu sayede henüz bir master öğrencisi olan Moore, çöplük çöplük dolaşarak 'gerekli' malzemeleri temin edip kolları sıvamış.. Her bir malzemesini kendi elleriyle bulduğu gibi, hepsini de kendi elleriyle inşa etmiş. Bu sayede izin-ruhsat gibi sorunlar yaşamadan, günümüze kadar gelen bu çarpıcı kaleyi inşa edebilmiş.
Moore, bu kalede yaşamamış olsa da, aynı arazi üzerinde ailesiyle birlikte yaşadığı ve benzer şekilde atık malzemelerden inşa edilmiş bir eve de sahip. Bugün arazinin yeni bir sahibi var ama araziye girdikten sonra Moore'un ailesiyle, arkadaşlarıyla inşa ettiği evini ve diğer yapıları da görmek mümkün.
Bu gibi yapıların en güzel yanı, insana heyecanlı bir cesaret vermesi olmalı.. İnsanları, bir şekilde hiçbir çekincesi olmaksızın ve müthiş bir heyecanla, kendi tasarladıkları bir yapı için çöpten parçalar toplamaya götüren motivasyon ve tutkuya hayran olmamak elde değil. Çünkü gerçekten çoğumuz için, bu kirlenmiş algılarımızla, çöpte gördüğümüz -örneğin bir kurutucu kapağını- evin bir parçası yapma fikri çok uzak ve bir yandan da zor. O yüzden Victor Moore ve onun gibi diğer pek çok insana müthiş bir hayranlık ve saygı duyuyorum. Yapıyla ilgili internette çok fazla kaynak yok, olanlar da kısaca hep aynı şeyleri söylüyor. Fakat kaynak olarak kullanılabilecek kitaplar var: Jim Christy-"Strange Sites", John Maizels-"Fantasy Worlds" ve "Fantastic Architecture" bunlardan birkaçı.
Unutmamak gerek: Birinin çöpü diğerinin evi, hatta kalesi olabilir!
Bu gibi yapıların en güzel yanı, insana heyecanlı bir cesaret vermesi olmalı.. İnsanları, bir şekilde hiçbir çekincesi olmaksızın ve müthiş bir heyecanla, kendi tasarladıkları bir yapı için çöpten parçalar toplamaya götüren motivasyon ve tutkuya hayran olmamak elde değil. Çünkü gerçekten çoğumuz için, bu kirlenmiş algılarımızla, çöpte gördüğümüz -örneğin bir kurutucu kapağını- evin bir parçası yapma fikri çok uzak ve bir yandan da zor. O yüzden Victor Moore ve onun gibi diğer pek çok insana müthiş bir hayranlık ve saygı duyuyorum. Yapıyla ilgili internette çok fazla kaynak yok, olanlar da kısaca hep aynı şeyleri söylüyor. Fakat kaynak olarak kullanılabilecek kitaplar var: Jim Christy-"Strange Sites", John Maizels-"Fantasy Worlds" ve "Fantastic Architecture" bunlardan birkaçı.
Unutmamak gerek: Birinin çöpü diğerinin evi, hatta kalesi olabilir!
Etiketler:
alternatif,
atık,
el yapımı,
geri dönüşüm,
victor moore
6 Mart 2012 Salı
Yüzen Bir Öğrenci "Evi"
Bazen hiç beklenmedik derecede önemsiz olaylar, insanların hayatlarına bir o kadar beklenmedik yönler verebiliyor. Kimisi için, çok önemsiz olan, gülünüp ya da homurdanıp geçilebilecek olaylar; kimileri için bundan sonra ne istediklerini ya da ne istemediklerini belirleyecek öneme sahip olabiliyor. Bu yazının konusu olan William Woodbridge, belki çok sayıda insanın başına gelmiş ama çok da önemsemedikleri bir olay yüzünden bugün gazetelere konu olacak bir hayat yaşamaya başlamış mesela..
Yalnızca 21 yaşındaki bu genç, Canberra Üniversitesi kampüsündeki yurdunda mutlu mesut pilavını pişirirken çıkan buhardan dolayı devreye giren yangın alarmı yüzünden 350 dolarlık bir para cezasına çarptırılmış ve bilin bakalım ne olmuş? Başına gelenlerden sonra, yurt hayatının kendisine göre olmadığına karar vermiş.. Peki bir üniversite öğrencisi yurt hayatının kendine göre olmadığına karar verdiğinde ne yapar? Benim de zamanında yaptığım gibi, hemen en kötü ihtimalle bir ev arkadaşı bulur ve kiralık ev aramaya başlar.. William Woodbridge ise öyle yapmamış. O, kiralık ev ya da ev arkadaşı aramaya değil, alternatif bir yaşamı nasıl kurabileceğini araştırmaya vermiş zamanını.
Bir süre bir arabada yaşamak zorunda kalmış ve bu süreçte aklına bir salda yaşama fikri düşmüş. İlk başta, sal üzerine kurulacak bir "yüzen ev" kurma fikri üzerinde durmuş fakat amcasının önerisi ile salın üzerine bir teepee (kızılderili çadırı) kurma fikri gelmiş aklına. Çünkü teepeeler, konik formlarının sağladığı avantajla tam anlamıyla sıcak tutabiliyor ve rüzgardan etkilenmiyor. Tüm bu nedenlerle, barınabilmek için haftada en az 30 saatini çalışarak harcamak yerine, kendine çok daha insani, çok daha yaşanası bir hayat kurmanın yolunu sal üzerine kurduğu bir yüzen bir teepee'de bulmuş..
Bir teepee'de yaşama fikri zaten başlı başına şahaneyken, yüzen teepee'de yaşama fikri için diyecek söz bulamıyorum. Gerçekten de William Woodbridge, sal üzerine kurduğu teepee'de kendisine çok özenilecek bir yaşam kurmuş. Fotoğraflara bakılırsa keyfi oldukça yerinde, nasıl olmasın ki? İhtiyacı olan enerjiyi bir jenaratör yardımıyla sağlıyor. Bu küçücük yaşam alanında kendine yetecek mütevazı bir hayat kurmuş..
Woodbridge'in söylediğine göre, çevrede ilgi çeken bu yaşam tarzı, pek çok ziyaretçiyi de beraberinde getiriyormuş. Fakat her zaman iyi niyetli olanları değil.. Pek çok iyi niyetli, meraklı ziyaretçiyle karşılaşan William, televizyonu ve laptopu için gereken enerjiyi sağlayan jenaratörünün çalınmasıyla ilgili bile iyi niyetli düşünmek istiyor: "Belki de geri gelir çünkü Canberra böyle şeylerin yaşanması ve gözardı edilmesi için çok küçük bir yer"..
Bunun yanında yaşadığı başka bir sorun da, yerel yönetimin ordan taşınmasını istemesi. William ise orda kalmak için direniyor, çünkü bu teepee'yi terk etmek zorunda kalırsa evsiz kalacak. Umarım terk etmek zorunda kalmadan, hatta pek çok insana da örnek olarak burada yaşamını sürdürebilir.
William'la yapılmış bir röportaja buradan buradan ulaşılabilir.
Yalnızca 21 yaşındaki bu genç, Canberra Üniversitesi kampüsündeki yurdunda mutlu mesut pilavını pişirirken çıkan buhardan dolayı devreye giren yangın alarmı yüzünden 350 dolarlık bir para cezasına çarptırılmış ve bilin bakalım ne olmuş? Başına gelenlerden sonra, yurt hayatının kendisine göre olmadığına karar vermiş.. Peki bir üniversite öğrencisi yurt hayatının kendine göre olmadığına karar verdiğinde ne yapar? Benim de zamanında yaptığım gibi, hemen en kötü ihtimalle bir ev arkadaşı bulur ve kiralık ev aramaya başlar.. William Woodbridge ise öyle yapmamış. O, kiralık ev ya da ev arkadaşı aramaya değil, alternatif bir yaşamı nasıl kurabileceğini araştırmaya vermiş zamanını.
Bir süre bir arabada yaşamak zorunda kalmış ve bu süreçte aklına bir salda yaşama fikri düşmüş. İlk başta, sal üzerine kurulacak bir "yüzen ev" kurma fikri üzerinde durmuş fakat amcasının önerisi ile salın üzerine bir teepee (kızılderili çadırı) kurma fikri gelmiş aklına. Çünkü teepeeler, konik formlarının sağladığı avantajla tam anlamıyla sıcak tutabiliyor ve rüzgardan etkilenmiyor. Tüm bu nedenlerle, barınabilmek için haftada en az 30 saatini çalışarak harcamak yerine, kendine çok daha insani, çok daha yaşanası bir hayat kurmanın yolunu sal üzerine kurduğu bir yüzen bir teepee'de bulmuş..
Bir teepee'de yaşama fikri zaten başlı başına şahaneyken, yüzen teepee'de yaşama fikri için diyecek söz bulamıyorum. Gerçekten de William Woodbridge, sal üzerine kurduğu teepee'de kendisine çok özenilecek bir yaşam kurmuş. Fotoğraflara bakılırsa keyfi oldukça yerinde, nasıl olmasın ki? İhtiyacı olan enerjiyi bir jenaratör yardımıyla sağlıyor. Bu küçücük yaşam alanında kendine yetecek mütevazı bir hayat kurmuş..
Woodbridge'in söylediğine göre, çevrede ilgi çeken bu yaşam tarzı, pek çok ziyaretçiyi de beraberinde getiriyormuş. Fakat her zaman iyi niyetli olanları değil.. Pek çok iyi niyetli, meraklı ziyaretçiyle karşılaşan William, televizyonu ve laptopu için gereken enerjiyi sağlayan jenaratörünün çalınmasıyla ilgili bile iyi niyetli düşünmek istiyor: "Belki de geri gelir çünkü Canberra böyle şeylerin yaşanması ve gözardı edilmesi için çok küçük bir yer"..
Bunun yanında yaşadığı başka bir sorun da, yerel yönetimin ordan taşınmasını istemesi. William ise orda kalmak için direniyor, çünkü bu teepee'yi terk etmek zorunda kalırsa evsiz kalacak. Umarım terk etmek zorunda kalmadan, hatta pek çok insana da örnek olarak burada yaşamını sürdürebilir.
William'la yapılmış bir röportaja buradan buradan ulaşılabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




