sürdürülebilir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürdürülebilir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2019 Perşembe

elflere layık bir orman evi



Bu tatlış ev, ormanlarında elflerin dolaşması en olası ülkelerden birinde, danimarka'da bulunuyor. karen ve flemming abrahamsson'un, cob ev atölyesi katılımcılarıyla birlikte inşa ettiği bu ev, blogda sıkça yer alan bir tür olan cob evlerden. temelde kil ve saman karışımı bir harçtan ellerle modellenen bu evler, yumuşak hatlarıyla insanın içini sıcacık yapıyor. bugüne kadar görüp de beğenmediğim, gösterip de "bayıldım" tepkisi almadığım tek cob ev olmadı. bana kalırsa içgüdüsel olarak bu doğal hatlar içimize "yuva" hissi veriyor. tıpkı ilk evlerimiz mağaralar gibi..



yukarıda fotoğrafını gördüğünüz bu yapının "mimar"larından biri olan flemming abrahamsson, aslında bir duvar ustası. ancak mimarların bilinçsiz ve ekolojik sürdürülebilirlikten uzak çalışmalarını gördükçe yaşadığı can sıkıntısı onu mimarlık eğitimi almaya teşvik etmiş.



bu ilgi onun ve eşinin bütün enerjisini sürdürülebilir yapıların inşasına ve bu tekniklere adamasına neden olmuş. "30 yıldan fazladır yenilenebilir enerji üzerine çalışıyoruz. bizim misyonumuz sürdürülebilir yapı teknikleri oldu." diyor flemming abrahamsson. pratikte inşa sürecinde etkin oldukları kadar, işin teorik kısmında da kurslar veriyor, atölyeler düzenliyor, planlama ve tasarım kısmında yer alıyorlar. bunun yanında tuğla sobalar ve compost tuvaletler de üretiyorlar. bunlar da bir cob evin çoğunlukla olmazsa olmaz parçaları arasında yer alıyor çünkü.

flemming, cob evleri çok hoşuma giden bir eylemle özdeşleştirmiş: ekmek yoğurmak. çok doğru bir metafor, hem yuvaya, hem ocağa, hem üretmeye hem de bir eylem olarak yoğurmaya aynı anda atıf yapan bir benzetme yapmak çok akıllıca olmuş.



abrahamssonların bu sürdürülebilir yapılara olan aşkı, onları pek çok insanın katılımıyla gerçekleştirdikleri cob ev atölyelerine yöneltmiş. atölye katılımcılarının röportajlarında, tüm bu inşa sürecinden aldıkları keyif ve tatmin öyle net hissediliyor ki.. işte fotoğraflarda gördüğünüz bu küçük "evcik" de 1997'de abrahamsson çiftinin öncülük ettiği bir cob ev atölyesi sırasında inşa edilmiş.



koca bir arazinin ortasındaki bu minnak yapı, organik formları ve yapım tekniği ile tipik bir cob ev. yani kil, çamur, saman ve kumdan yapılan bir harçla ve tamamen insan emeğiyle inşa edilmiş. bu sayede doğal ısı yalıtımına sahip, yangın bakımından son derece güvenli ve nefes alabilen canlı bir organizma olduğu söylenebilir.

internette teknik detaylar çok verilmemişse de yapı; asma katıyla, ahşap çatı iskeletini örten saz çatısıyla, derin pencere ve kapı yuvaları, aydınlığı güçlendirmek için kullanılmış yüksek pencereleriyle tipik kuzey mimarisine pek çok atıfta bulunuyor.




cob evlerden haberdar olanlarımızın bildiği gibi, harcı hazırlamak ve şekillendirmek, kimi zaman ayaklarınızla harç çiğneyerek, kimi zaman ise parçalar halinde üst üste yığarak gerçekleşiyor. fakat daha güzeli tüm bu süreçlerin ardından duvarları, nişleri, rafları, sedirleri ellerinizle şekillendiriyorsunuz. hatta merdivenleri bile!



elbette yardımcı inşa malzemelerinden en önemlisi hem doğallığı bozmayacak hem de yeterince sağlam bir iskelet oluşturacak olan ahşap. burada da ahşap başrolde değilse bile önemli bir rolü olduğunu görebilirsiniz. özellikle yatak odasının yer aldığı asma kat ve çatı kısmında.



bu küçük yapının, kira brandt tarafından çekilmiş bu çok güzel fotoğraflarında da görebileceğiniz detayları; burada ne kadar büyük ve bir o kadar keyifli bir emek süreci olduğunu gösteriyor. düşünsenize oturma odanıza koltuk almak yerine çamurdan bir sedir yapıveriyorsunuz. ya da kitaplık almak yerine duvarı kitaplıkla birlikte inşa ediyorsunuz. tabakları, çanakları dizmek için nişler oyuyorsunuz ellerinizle, ya da bu evin ortasında olduğu gibi kocaman bir taşıyıcı sütun yapıyor ve ona neredeyse bir ağaç gövdesiymiş gibi bir karakter biçebiliyorsunuz.




cob evlerin her birinin kendi karakteri olmasının nedeni de bu zaten. hiç inşasında yer almadığım için bilmiyorum ama tahminim o ki; bir cob ev öncesinde her ne kadar tasarlanmışsa da inşa sırasında kendi kendine dönüşüyor ve tamamen kendine özgü pek çok detayıyla hayatına bir karakter sahibi olarak başlıyor. bazen dümdüz ve minimal, bazen girintileri çıkıntılarıyla karmaşık, bazen de içinde yaşayanlarla dans eder, onları kucaklar gibi uyumlu. ve tam da bu nedenle insan ve hayvan fertleriyle o mekanı bir "yuva" yapabilme yetisine ta baştan sahip.



bu yapı için daha detaylı bilgi verebilecek bir kaynak bulamamakla birlikte, bu yazıya kaynak bilgileri veren katrine martensen-larsen'e ait bu yazıyı okumak isteyebilirsiniz.

*fotoğraflar da yine bu kaynaktan alıntıdır ve kira brandt tarafından çekilmiştir. 













17 Eylül 2015 Perşembe

değirmenlere karşı..


yeldeğirmeni deyince aklınıza ne gelir? benimkine önce don kişot sonra holanda ve danimarka. biraz daha zorlarsam cunda da derim :) (evet klişe bir insanım) fakat itiraf etmeliyim ki aklıma asla iran gelmezdi. aranızda yeldeğirmeni deyince aklına iran gelen biri varsa lütfen ses etsin, eminim şu yazıyı yazmaya girişmiş halimden bile daha çok şey biliyordur, ben de öğrenmek isterim.
iran'ı bugünüyle değerlendirmek büyük tehlike olurdu, dünyanın en şahane bilimini, sanatını üretmiş bir coğrafya çünkü. ve inanır mısınız ilk yeldeğirmenlerini de onlar yapmış. yeldeğirmenlerinden söz edildiğine ilk kez eski yunan kaynaklarında rastlanılsa da, işi icraate döken iranlılar olmuş ve biliyor musunuz hâlâ yeldeğirmenlerinin bu ataları iran'da yaşıyor..

horasan yakınlarındaki rüzgarıyla ünlü nashtifan bu yeldeğirmenlerine ev sahipliği yapıyor. yöre rüzgarları o kadar kuvveliymiş ki "nish toofan" (tufanın gazabı) olarak anılıyormuş yörede. fakat bunu avantaja çevirmişler ve inşa ettikleri kendilerine özgü bu değirmenlerle tahıl öğütüp un üretmişler.

bu yeldeğirmenlerinin tarihi 16. yy safevi devrine kadar uzanıyor. tamamen bölgenin yerel malzemelerinden; kil ve saman karışımından yapılmışlar. tabii bir de ahşap. alışılmış yeldeğirmenlerinin aksine, tek bir doğrultuda uzanan 6-8 arası 15-20 m.lik birkaç dikey pervaneden oluşuyor. rüzgar, pervanelei döndürmeye başladığında, mekanizma harekete geçiyor ve tahıllar muhafazasından dökülüp öğütülecekleri yere girip una dönüşüyor. göze oldukça ilkelmiş gibi görünüyor olabilirler ama öyle görünen pek çok şeyde olduğu gibi yanılmaya hazır olun. saatte 120 km hızda dönebilen bu değirmenler bugün hala çalışır durumda. 2002'deyse iran kültürel mirası olarak resmen kayıtlara geçmişler.

bazen en basiti gerçekten de en iyisi. içinde bulunduğu coğrafya için bu kadar basit ama bu kadar işe yarayacak ve hiçbir şeye zarar vermeden yalnızca eldeki olanakları değerlendirerek yapılmış bu değirmenler tam da bunu kanıtlıyor. yüzyıllardır ayakta ve çalışır durumda kalmış ama tek bir zarar vermeyip bilakis fayda sağlayan ne üretebiliyoruz ki artık? don kişot iran'da yazılsaydı olaylar nasıl gelişirdi bilinmez ama artık en çok kullanılan kavramlardan biri haline gelmiş "sürdürülebilir" tam olarak ne demek ve ne işe yarıyor diye gerçekten ve samimiyetle şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz..

not: yazı boyunca aklımda çalan şarkıyı doğru tahmin ettiniz..







19 Mayıs 2013 Pazar

Teneke Evlere Alternatif Olarak Eco-cabanalar



Eco-cabana’lar mimar Kristofer Nonn’un Venezuela Santa Elena banliyöleri için hazırladığı, doğayla barışık alternatif konut tasarımları. Santa Elena’da çok sayıda insan uzun zamandır sağlıksız, insani koşullardan uzak teneke evlerde yaşıyorlar. Kristofer Nonn’un geliştirdiği alternatif modelse, tüm bu teneke evler arasında zihin açacak nitelikte. Sürdürülebilir eco-cabanalar, yerel malzemelerle inşa ediliyor ve içinde yaşayacak insanlar için çok daha insani yaşam koşulları sunmanın yanında, doğayla barışık bir anlayışla yola çıkıyor.
Hikaye, şöyle başlıyor: 2007’nin başlarında Belçika’da yaşayan Kristofer Nonn ve partneri Helen Lewis Martin, profesyonel yeteneklerini gelişmekte olan bir ülkede kullanmak istediklerine karar vermişken, idealist.org’da bir reklam ilanı görüyorlar. Ekolojik tasarımlar yapacak bir mimar aranan bu ilana online olarak başvuruyor ve altı ay sonra yola koyulup, Caracas’tan Santa Elena’ya uzanan 24 saatlik bir otobüs yolculuğunu da kapsayan uzun seyahatlerine başlıyorlar.

Santa Elena'nın teneke evleri

Santa Elena'daki basit teneke evler
Bu bölge altın ve elmas madenlerinin merkezi, aynı zamanda akaryakıt ticareti de yapılıyor. Yerel halk ise bu göz dolduran ticaret alanları içinde, insani koşullardan uzak, çok küçük teneke evlerde, yoksulluk içinde yaşıyor. Bu şartlarda Nonn, yalnızca bölgede bulunan yerel malzemelerden inşa edilecek, çevreye ve insana çok dahauyumlu, sürdürülebilir bir konut modeli geliştiriyor: Eco-cabana’lar.


Nonn, Eco-cabanaları tasarlarken, bölgede yaşayan yerlilerin sütunlar üzerine diktiği evlerden esinlenmiş. Başlangıçta, her biri 8 inç çapında beton kolonlar, temel görevi görecek şekilde toprağa yerleştiriliyor. Ahşap yerine beton sütun tercih etmesinin sebebi, termitler için caydırıcı olması.. Sütunların üzerine kurulan evler ise basit ahşap bir konstrüksiyona sahip. Malzeme için yerel kaynaklar kullanılıyor.

sütunlar üzerine oturan temel
Bölgeye cam getirmek biraz zor bir iş olduğundan, içeriye ışık girmesi için Nonn, alternatif ama çok da keyifli bir yol bulmuş; daha onceblogda sözünü ettiğim earthship’lerdeki gibi şişe duvarlar.. Nonn ve Martin, yol kenarlarını tarayarak, saga sola atılmış bira, likor şişelerini toplayıp şişe duvarlar yapmış. Böylece hem ışık sağlamışlar hem de rengarenk duvarlar elde edebilmişler. duvardaki şişelerin diğer bir özelliği de evi, çevrede sık yaşanan rüzgarların, şişelerin dışarıda kalan ağızlarından kaynaklanan tatlı bir sesle doldurması.


Bu esintiler kuzey ve güney cephelerde bulunan ve tamamı açılıp kapanabilir duvarlar sayesinde evin serinlemesini de sağlıyor. Özel hayatı korumak için ya da yağmur nedeniyle kapatıldıklarında ise, üst taraflarındaki boşluklar sayesinde içerisi havalanmaya devam ediyor.
Evin her iki yanındaki verandalar, ev sakinlerinin çevrede yaşayan vahşi köpekleri, yılanları korkmadan ve eve girecekleri endişesi yaşamadan gözlemleyebilmesini sağlıyor.


Çevrede daha önceden kullanılan teneke evlerde olduğu gibi, çatıda çinko levhalar kullanılmış. Fakat biçim olarak kelebek kanatları formu kullanılmış. Böylece alt taraflardaki kıvrım, oluk görevi görerek, olukların hemen altına yerleştirilmiş varillerde yağmur suyunun toplanabilmesini sağlıyor. 

çinko çatı
İçerisi iki yataklık bir odadan ibaret. İki adet aydınlatma kullanılıyor ve ortak kullanılan banyolar evlerin yakınında bulunuyor. Duvarlardaki raf sistemleri de günlük yaşamı kolaylaştırmak için düşünülmüş..


Bu çalışmaları sürdürürken, Santa Elena’da evlenen Nonn ve Martin de bir süre eco-cabanalarda yaşayıp, bu basit ama ihtiyaçları da karşılayabilen evlerden çok etkilenmişler, ta ki Nonn bir sağlık sorunu yaşayıp bölgeden ayrılmak zorunda kalana kadar.
Görüldüğü gibi eco-cabanalar, yoksul halkın en temel ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yalnızca çevreden elde edilebilecek malzemelerle inşa ediliyor. Böylece bölgede yaşayan ve yalnızca tenekeden yamalı kutucuklar inşa edip yaşayabilecek ekonomi düzeyine sahip insanlar için de oldukça ulaşılabilir ve teneke evleri kadar kolay inşa edilebilir bir tasarım çıkmış ortaya. Bölge halkı için en önemlisi bu, çünkü vakit, çevresel koşullar ve maddi imkanlar oldukça kısıtlayıcı. Bu şartlarda elde edilebilecek en iyi barınağın teneke kutucuklar olmadığını göstermek açısından eco-cabanalar oldukça işe yarar tasarımlara sahip.  Ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, açılıp kapanabilir kuzey ve güney cephesi sayesinde hem çevreye çok daha kolay adapte olabilir, hem dar iç mekanı daha geniş algılayabilirken, gerektiğinde kapatarak özel yaşamlarını da sürdürebilme şansına sahipler.


Nonn da bu tasarımların doğayla barışık, sürdürülebilir ve çok daha iyi yaşam şartları sunan yeni tasarımlara ilham verebileceğini umuyor. Gerçekten de geliştirilmeye açık böyle tasarımlar, dünyanın dört bir tarafında, benzer ekonomik ve iklimsel şartlarda yaşayan insanlar için umut vadeden düzeyde. Bölgelerin doğal şarlarına göre değiştirip geliştirilebilecek bu gibi temel ihtiyaçlara cevap veren, basit ama sürdürülebilir yapılar dünyanın dört bir tarafına yayılabilir ve teneke kutularda, camsız penceresiz evlerde, hijyenden son derece uzak sağlıksız koşullarda yaşayan insanlar için yeni birer kapı açabilir. Bana kalırsa Nonn gibi bu işle profesyonel anlamda ilgilenen mimarlar ya da tamemen kendi evlerini inşa etmek için kolları sıvayan hevesli insanların yaptığı en önemli şey de aslında hepimiz için bu yeni kapıları açabilmeleri..

19 Şubat 2012 Pazar

İzlanda'nın Geleneksel Mimarisi: Torf Evler


İzlanda'nın torf evleri, tarihi neredeyse bin yıla uzanan geleneksel mimarinin bir parçası. Zor bir iklim için üretilmiş bu toprak evler, tahmin edileceği gibi ahşap ya da taş evlere nazaran çok daha iyi yalıtım sağladığı için tercih edilmiş.
Malum, İzlanda'nın gerçekten zor bir coğrafyası/iklimi var, dolayısıyla özellikle teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde hem malzeme sıkıntısı hem de iklim şartlarının zorluğu onları torf evlere yöneltmiş.

İzlanda’da elbette ormanlar var ama çoğu huş ağacından oluşan bu ormanlardan elde edilen malzeme, büyük ve kompleks yapılar inşa etmek için uygun bir malzeme değil. Yine de ana iskelette kullanılabiliyor. Dolayısıyla bu malzeme eksikliği ve coğrafi gereklilikler sayesinde torf evler geliştirilmiş ve yayılmış. 

Torf evler, çok kabaca tarif edilecek olursa taş temel üzerine yapılan ahşap iskeletin, (daha sonra tamamen çimle kaplanacak) kalın bir toprak tabakasıyla kaplanmasıyla elde ediliyor ve yaygın olarak düz biçimli taşlarla yapılmış bir temel üzerine oturuyor. Bu temel üzerine de torf tabakasını tutması için ahşap bir iskelet kuruluyor. 
Bu toprak tabakası; evin asıl duvarlarını oluşturan, dikdörtgen ya da üçgen biçimli toprak kalıplarıyla örülen oldukça kalın bir tabaka. Bu tabakaların en yaygın örülme biçimi ise, bir kenet tekniği olan ve kalıpların zigzag biçiminde örüldüğü klömbruhnaus tekniği
klömbruhnaus tekniği ile yapılmış zigzag duvarlar
Bu kalın tabaka yalnızca duvarlarda değil, çatıda da kullanılıyor. Toprağı taşıması için en altta kalın kirişler, onun üzerinde ince dallardan oluşan bir tabaka ve en üstte de toprak tabaka bulunuyor.
toprak kalıplar
Evin her yanı toprak (ve dolayısıyla çimle) kaplı olduğundan dışarıdan görünen tek ahşap kısım kapı.
kapı dışarıdan görünen tek ahşap kısım
Viking stili uzun ev (long house)

Önceleri Viking stili olan "uzun ev" (long houses) olarak tanımlanan ve yine aynı teknikle inşa edilen torf evler,  yüzyıllar içinde değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmeyi başarmış olması açısından önemli.
Bu evler, ilk temel değişikliğini 14. yy'da yaşamış. Viking tarzı uzun evler, 14. yy'da yerini, küçük küçük ve içten birbirine bağlı spesifik alanların olduğu ve günümüzdeki stile daha yakın olan bir mimariye bırakmış.
müstakil bir torf ev örneği
18. yy'da ise yine önemli bir değişiklik göstererek burstabær tekniği olarak bilinen yeni bir teknikle inşa edilmeye başlamışlar. Bu değişimle birlikte ahşap nispeten daha fazla yer bulmuş kendine ve günümüz modern evleri andırması açısından çok daha önemli bir adım. Ki gerçekten de sonraları yapılan çim çatılı İzlanda evlerinin gerçek anlamda prototiplerini oluşturuyorlar.
burstabær tenkniği

Torf evlerin inşasından biraz sonra tamamen çimle kaplanması, neredeyse tamamı yemyeşil ve üstelik yalıtımı sağlam bir ev sahibi olmayı sağlıyor.
Günümüzde yükselen organik, sürdürülebilir mimari akımın atası olan bu evler, görünüm olarak masal evlerini andırıyor evet ama aynı zamanda çok da kullanışlı olmasıyla önemini hala koruyor.
Modern bir örnek

10 Şubat 2012 Cuma

Bir Alternatif Olarak Konteyner Mimarisi



Konteyner evler, geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımla konuşurken yeniden aklıma düşmüş en pratik yapılardan. Bana kalırsa zaten "hazır" bir malzeme olması ve dikdörtgen olmaları nedeniyle çok da tercih edilesi değiller. Yine de uygulamadaki pratikliği ve ekonomik oluşlarıyla burada konu edilmeleri gerektiğini düşündüm. Dünyanın her yerinde artık en rahat ulaşılabilir olan, taşınabilir bu malzemeler gerçekten de bir şeyler inşa etme gerekliliği karşısında akla gelebilecek en pratik yöntemlerden biri. Oysa bu topraklarda daha çok şantiyelerde ve deprem bölgelerinde görebiliyoruz konteyner evleri. Dünyada ise artık "konteyner mimarisi" diye bir kavram var ve kullanılmayan konteynerler bu şekilde rahatça değerlendirilebiliyor. 
Gerçekten de biraz hayal gücüyle, bu basit malzemeden çok başarılı yapılar çıkarabilmek mümkün. Dünyada bugün çoğu Amerika, Kuzey Avrupa ve Çin'de olmak üzere 20 milyonun üzerinde konteyner bulunuyormuş. Bunların kayda değer bir yüzdesi ise artık taşımacılıkta kullanılmıyor. 
Konteynerlerin en büyük avantajları pratikliğinin yanında, ucuz olmaları ve kolay taşınabilir olmaları elbette. Bir konteyner evin yapımı, aynı boyutlardaki normal bir evin yapımına oranla % 40 daha hızlı olabiliyor. Ülkemizdeki fiyatlarını bilmemekle birlikte, Amerika'da her birini 1200-1500 dolar civarında edinebilmek mümkünmüş. Kesin bir bilgi olmamakla birlikte, duyumlarıma göre fiyatların buralarda çok daha uygun olduğunu sanıyorum. Dünya için yararı ise, artık kullanılmaz olduklarında çöpe atılarak paslanmaya bırakılan bu malzemelerin, faydalı bir amaç için yeniden kullanılmasına olanak sağlaması.. 
Kişisel olarak bir ev inşa edecek olsam malzemesinin konteyner olmasını tercih etmezdim. Ama inşa edilen yapıların yalnızca ev olmadığını hatırlamakta fayda var. Artık dünyanın çeşitli yerlerinde konteynerlardan inşa edilmiş binlerce satış mağazası, ofis, restoran bulunuyor. Bunlar arasında gerçekten "neden olmasın" dedirtecek kadar zekice düşünülmüş işler bulmak mümkün. 
Amsterdam/Keetwonen öğrenci yurdu


Bunlardan benim en dikkatimi çekenlerden biri Amsterdam'daki bir yapı kompleksi oldu. Dikkatimi çekmesinin nedeni tasarımı değil, kullanışlılığı oldu. Konteyner dendiğinde tek bir konteyner'dan yapılacak bir evi düşünmek, bu çok olanak sağlayan malzemeyi kısıtlamak olur. Çünkü konteynerler yapıları gereği, üst üste ve yan yana yerleştirilerek çok daha büyük alanlar inşa edilebilmesini sağlıyor. Amsterdam'da bulunan Keetwonen, tam da böyle bir örnek. Öğrenciler için inşa edilmiş bu yapı kompleksi 1000 ünite içeriyor ve dünyanın en büyük konteyner mimari örneği. Bu öğrenci evleri, zannedilenin aksine yalıtımı düşük ve kullanışsız değil. Diğer evlerden daha ekonomik, üstelik sese ve hava koşullarına karşı tüm yalıtımları yapıldığı halde. 
Keetwonen öğrenci yurdu
Diğer öğrenci yurtlarında pek de bulunamayan olanaklara da sahipler, her bir kişisel alan; kendi banyosuna, mutfağına, balkonuna ve ayrı ayrı tasarlanmış yatak odası ve çalışma odasına sahip. Geniş camları, bu kuzey kentinde bol gün ışığı almayı sağlıyor. Her biri otomatik bir havalandırma sistemine sahip. Isıtma da merkezi sisteme bağlı. Her bir ev için 50 litrelik tanklarda sıcak su bulunuyor ve her birinin yüksek hızlı internet bağlantısı ve ziyaretçilere için bir sesli kontrol sistemi bulunuyor. Kişisel alanların yanında kafeler, dükkanlar, sanat stüdyoları, mini spor salonları ve bisiklet park yeri de bulunuyor.

Yıllarını yurtlarda yaşayarak geçirmiş biri olarak, bu tarif edilen yer bir yurttan daha çok hayal dünyasını tarif ediyor bana. Haftanın belirli günleri, günün belirli saatleri ortak banyolarda sıcak su beklediğimiz, her bir alanı ortak kullanmak zorunda olduğumuz yurtları hatırladıkça, bu yazıyı yazarken yıllarım harcanmış gibi hissediyorum. Bunu yapmanın beton bir bina dikip, odalara, etüt alanlarına, kantinlere bölmekten çok daha ekonomik olduğunu bilmek de cabası. Yalnız kullanılışlıklarının rağmen; -öğrenci yurdu olmasının da avantajıyla- çok daha iç açıcı, yaratıcı, hiç olmazsa çok daha renkli yapmak mümkünken, neden bu kadar işin kolayına kaçıp dümdüz, tek renk bir yapı kompleksi yaptıklarını hiçbir zaman anlayamayacağım.




Londra/Container City I
Bir başka örnek ise Londra'dan. Container City isimli bu tasarım, konteyner mimarisinin en bilinen örneklerinden biri, aynı zamanda özellikle renkleri ve köşeli yapının tekdüzeliğini kıran yuvarlak pencereleriyle çok daha iyi bir örnek. 
Tekdüzeliği yalnızca pencereler ve renklerle değil, konteynerların yerleştiriş açılarıyla da kıran bu yapı kompleksi, uygun fiyatlara kiralanabiliyor ve daha çok sanatçılar arasında popüler. 

Elbette bunların yanında çok sayıda müstakil konteyner ev örneği de bulmak mümkün. Üstelik beklenen soğuk havanın aksine, biraz yaratıcılıkla çok güzel işler de çıkarılmış. Bunların bir kısmı ev, haftasonu kabini vs. olarak kullanılsa da, hatırı sayılır oranda ofis ya da home-ofis örnekleri de bulunuyor. Siz de şehirden sıkıldıysanız, çok paranız yoksa ve küçük bir araziniz varsa çok uygun bir fiyatla böyle bir "kulübe" ya da ofis edinebilirsiniz. Elbette burada hep savunduğum gibi kendi ellerinizle inşa etmiş olmayacak, her yanına müdahale edemeyeceksiniz ama biraz yaratıcı düşünceyle çok keyifli bir mekana sahip olmak işten değil. İşte bazı örnekler: