kil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2017 Cumartesi

bogdan pekalski'nin "hobbitowa"sı


bogdan pekalski insanların kendi yaşam alanlarını inşa edebilmesinden yana olanlardan bir polonyalı. önceleri bahçe tasarımı ve iç mimari üzerine çalışan pekalski, altı yıl kadar önce krywcza'da küçük bir arazi satın alıp işte bu güzel evi "hobbitowa"yı yapmış. güzelliği, pekalski'nin hayallerinde yaşattığı, belki yatmadan önce gözünde canlanan o yuva olmasından geliyor. ama en sonunda öyle bir yere dönüşmüş ki bana kalırsa sadece onun hayal evi olmaktan çıkıp  pek çoğumuz için de "hayali kurulası ev" olmuş. tahmin edeceğiniz gibi planlarını o çizmiş, tasarlamış ve inşa etmiş. inşa ederken muhtemelen en büyük zorluğunu çektiği şey, evin mimarisini toprağın topografyasına uydurmaya çalışmak olmuştur. Çünkü epeyce deneme yanılmayla dolu geçmiş inşa süreci.
pekalski içinden geçtiği süreci "inanması güç ama eğer hayallerinizi takip eder ve yeterince zaman ayırıp sabrederseniz her şey mümkün görünüyor" diyerek anlatıyor.



her ne kadar artık büyük ev daha makbulmüş gibi düşünülse de bu ev bir oturma odası, bir banyo ve iki yatak odasıyla yalnızca 45 metrekare. yapıda kullanılan temel iskelet, bölgede yetişen söğüt ağaçlarından elde edilmiş. iç kısmın sıvası kil, dış kısımda ise kireç, cob (daha önce sözü geçtiği gibi saman ve kil karışımı) ve taşlar kullanılmış. Zeminde ise yine ahşap tercih edilmiş.



beni en çok büyüleyen evin oturma odası oldu. (şu oturma odası lafından da nefret ediyorum. ingilizcedeki living room daha iyi değil mi sizce de? salon desen o hepten anlamsız. neyse..) buradaki açık mutfak ısınmayı kolaylaştırması açısından iyi bir tercih. zira geleneksel odun sobası iki tarafı da yeter derecede ısıtıyor.



oturma odasını bu kadar öne çıkarıp banyo detayını atlamak istemem. banyo da içerideki her şey gibi kendine has ve bir o kadar güzel olmuş.



bu arada belirtmeden geçmeyeyim, evin kendi su kuyusu var, ayrıca atık sular da tekrar kullanılıyor ve elektrik için ise güneşten yararlanan fotovoltaik sistem kullanılmış.
mutfağı da içeren bu ana yaşam alanında en hoşuma giden şey büyüklüğü oldu. güneş ışığını en iyi alacak cepheye yerleştirilmiş bu pencereler, büyüklüğüyle güzel bir ışık ve muhtemelen bir o kadar güzel ısı da sağlıyor. baktığımda içimin açılmasının sebeplerinden biri de bu ışık oldu.



evin fotoğraflarında sizin de farkedeceğiniz gibi en dikkat çekici şey, ana iskelet dahil her detayda organik formların kullanılmış olması. bu şekilde hem son derece canlı, yaşayan ve karakter sahibi bir ev havası oluşturulmuş, hem de içinde bulunduğu coğrafyayla tamamen uyum içinde görünüyor. çimen çatı kullanılmış olması da bu uyumu pekiştirmiş tabii.


bogdan pekalski'nin hobbitowa'sıyla ilgili çok ingilizce yazı bulmak mümkün değilse de ben detaylardan çok tasarımla ilgilendim. ilgilenmekle kalmayıp kendimi o güzel pencere önünde oturup kitap okurken, kar izlerken, soba çıtırtısı dinlerken hayal ettim :) kendi hobbitowa'mı yapana kadar bu hayallerle idare edecek gibi görünsem de her biri ilham verdiği için teker teker hepsine ve pekalskiye de selam olsun!

17 Eylül 2015 Perşembe

değirmenlere karşı..


yeldeğirmeni deyince aklınıza ne gelir? benimkine önce don kişot sonra holanda ve danimarka. biraz daha zorlarsam cunda da derim :) (evet klişe bir insanım) fakat itiraf etmeliyim ki aklıma asla iran gelmezdi. aranızda yeldeğirmeni deyince aklına iran gelen biri varsa lütfen ses etsin, eminim şu yazıyı yazmaya girişmiş halimden bile daha çok şey biliyordur, ben de öğrenmek isterim.
iran'ı bugünüyle değerlendirmek büyük tehlike olurdu, dünyanın en şahane bilimini, sanatını üretmiş bir coğrafya çünkü. ve inanır mısınız ilk yeldeğirmenlerini de onlar yapmış. yeldeğirmenlerinden söz edildiğine ilk kez eski yunan kaynaklarında rastlanılsa da, işi icraate döken iranlılar olmuş ve biliyor musunuz hâlâ yeldeğirmenlerinin bu ataları iran'da yaşıyor..

horasan yakınlarındaki rüzgarıyla ünlü nashtifan bu yeldeğirmenlerine ev sahipliği yapıyor. yöre rüzgarları o kadar kuvveliymiş ki "nish toofan" (tufanın gazabı) olarak anılıyormuş yörede. fakat bunu avantaja çevirmişler ve inşa ettikleri kendilerine özgü bu değirmenlerle tahıl öğütüp un üretmişler.

bu yeldeğirmenlerinin tarihi 16. yy safevi devrine kadar uzanıyor. tamamen bölgenin yerel malzemelerinden; kil ve saman karışımından yapılmışlar. tabii bir de ahşap. alışılmış yeldeğirmenlerinin aksine, tek bir doğrultuda uzanan 6-8 arası 15-20 m.lik birkaç dikey pervaneden oluşuyor. rüzgar, pervanelei döndürmeye başladığında, mekanizma harekete geçiyor ve tahıllar muhafazasından dökülüp öğütülecekleri yere girip una dönüşüyor. göze oldukça ilkelmiş gibi görünüyor olabilirler ama öyle görünen pek çok şeyde olduğu gibi yanılmaya hazır olun. saatte 120 km hızda dönebilen bu değirmenler bugün hala çalışır durumda. 2002'deyse iran kültürel mirası olarak resmen kayıtlara geçmişler.

bazen en basiti gerçekten de en iyisi. içinde bulunduğu coğrafya için bu kadar basit ama bu kadar işe yarayacak ve hiçbir şeye zarar vermeden yalnızca eldeki olanakları değerlendirerek yapılmış bu değirmenler tam da bunu kanıtlıyor. yüzyıllardır ayakta ve çalışır durumda kalmış ama tek bir zarar vermeyip bilakis fayda sağlayan ne üretebiliyoruz ki artık? don kişot iran'da yazılsaydı olaylar nasıl gelişirdi bilinmez ama artık en çok kullanılan kavramlardan biri haline gelmiş "sürdürülebilir" tam olarak ne demek ve ne işe yarıyor diye gerçekten ve samimiyetle şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz..

not: yazı boyunca aklımda çalan şarkıyı doğru tahmin ettiniz..







28 Aralık 2014 Pazar

tanıştırayım: gülen ev!


Oregon’da yemyeşil ormanlık bir alanda “gülen bir ev” var, hatta “kahkaha atan ev”. Sahipleri ve aynı zamanda tasarımcıları, ona bu adı vermiş. Yapının mimarı, mühendisi, işçisi ve sahibi Ianto Evans ve partneri Linda. Yani onlar "gülen ev"in herşeyi.. Ianto senelerdir cob ev konusunda uzmanlaşmış biri: Kuzey amerika Doğal Mimarlık Okulu’nun yöneticisi ve Cob Cottage Company’de bu konuda dersler veriyor.
İş böyle olunca elbette kendi evi de takdire şayan güzellikte. Her yanında kendi el emekleri var ve çok kişisel, çok yaşayan ve bir o kadar doğayla barışık bir yaşam alanı olmuş.
Ianto Evans, Liverpool doğumlu bir mimar, Linda ise bir terapist. İlk cob ev deneyimlerini, ahşap bir kulübeye yaptıkları bir ekle yaşamışlar. Evans, hem ihtiyaç hem de meraktan kaynaklanan bu ilk girişimleriyle ilgili; “çok fazla ilgi çekti. Bu kadarını beklemiyorduk, bunu yapmıştık çünkü yaşayacak yere ihtiyacımız vardı” diyor. İlk deneyimlerinin dört yıl sonrasında hem doğru bir şey yaptıklarının idrakı (teknik olarak yapının kullanışlı ve sağlam oluşu) hem de yaşadıkları keyifi paylaşma isteği ile doğal mimari bilgilerini paylaşmaya başlamışlar.
Daha önce blogda da değindiğim gibi, temel olarak kil ve saman karışımından yapılan cob evler, o evi yapanlara pek çok imkan tanıyor. Tamamen elle şekillendirilebilir oluşu, yaratıcılığınızı dilediğiniz gibi kendi yaşam alanlarınıza yansıtabilmenizi sağlıyor. "Gülen Ev"de de gerek içeride (banyo, mutfak, yaşam alanları, raflar gibi detaylarda) gerekse dışarıda (pencere pervazları gibi) bunun yansıması açıkça görülüyor.



Aslında hem "gülen ev" hem de genel anlamda cob evler bir tür heykelmiş gibi. Tamamen kişisel ve tekrarlanamayacak bu yaşam alanları; sizin içinde yaşıyor olmanız dışında, kendi içerisinde de “yaşıyor” aslında. Malzemelerinin tamamen doğal olması, onun da soluk alıp veren, kendi hayatını sürdüren bir varlık olmasını sağlayabiliyor. Bu da kuşkusuz, insan yaşamı için en faydalı şeylerden biri. Nasıl mümkün olduğunca doğal, moda tabiriyle “organik” beslenmemiz gerekiyorsa, bir o kadar doğayla barışık alanlarda yaşayabiliyor olmamız gerek aslında. Kimyasal boyalarla boyanmış, hazır beton dökülerek inşa edilmiş bir evle aynı etkide olmayacağı aşikar. Lafı fazlaca uzattım, velhasıl Ianto’nun evi de yaşayan bir heykel gibi düşünülebilir. 
Nasıl bizim için önemli ve karakteri olan her şeye isim veriyorsak, onlar da evlerini öyle görüyor olmalılar ki “gülen ev” (laughing cottage) diye çok neşeli, sıcacık bir isim koymuşlar yuvalarına. Gülen ev, yapıldığı günden bu yana, içinde yaşayanlarla birlikte sapasağlam kalıp, gülmeye devam etmiş ve Ianto ile Linda’ya çok güzel bir yaşam armağan etmiş.
Ianto ve Linda’nın krediyle “kira öder gibi ev sahibi olmanın” anlamsızlığının altını çizen ve cob ev macerasını anlatan videosunu izlemenizi kesinlikle öneririm. İşte burada, şimdiden iyi seyirler..



*fotoğraflar www.naturalhomes.org'dan alıntıdır.