saman ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saman ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2015 Cuma

samandan bir ana okulu: "tecilli"


ana sınıfı, okul hayatımın taa yüksek lisansa kadar tek güzel zamanıydı. şimdi tekrar düşünüyorum da ilkokul öncesi güzel göz boyama doğrusu.. şaka bir yana sahiden hayal dünyanızın henüz eğitim sistemi ve yetişkinler kadar yeterince "zehirlenemediği" o güzel zamanlara denk gelen ana sınıfı; boyaları, kağıtları, tavşanlı makasları, parmaklara yapışıp çıkmayan yapıştırıcılarıyla; oyunlarıyla, hikayeleriyle sahiden büyüleyici bir başlangıçtı (ya da son). fakat o büyüleyici zamanı bile üst sınıfların arasına sıkışmış çirkin boyalı sınıflarda geçirdik.



oysa meksika'da laboratorio arquitectura basica mx tarafından tasarlanan saman ana okulu (evet yanlış duymadınız, saman :) samanın mimaride kullanımından daha önce şurada söz etmiştim) bir ana sınıfının nasıl olması gerektiğine işaret eder gibi.



cuernavaca'da bulunan bu ana sınıfının tasarımında temel amaç, okulun karbon ayakizini küçültmek. ana malzemesi olan samanın (yerel tarım artığı olarak temini çok kolay) yanısıra başka yerel-doğal malzemeler kullanılmış ve bol bol gün ışığından yararlanılmış. böylece hem sahiden doğal hem de bir o kadar ucuz bir iş çıkmış ortaya. kalın saman duvarlar akustik ve termal yalıtım sağlarken, diğer yandan çocuklar için nefes alabilen bir mekan vaat ediyor. üstelik kille kaplanan saman duvarlar, yuvarlak hatları, inişli çıkışlı yüzeyleri, neşeli nişleri ile gerçekten masal diyarından çıkmış gibi. nasıl da bir çok güzellik bir araya gelmiş, öyle değil mi?



ama bitmedi; daha da güzeli okulun inşası için halk desteği gelmiş ve tüm okul 8 hafta gibi kısa bir zamanda, çok da ucuza maledilerek el birliği ile yapılmış.



cuernavaca'da sahiden doğayla tamamen barışık bir okul yaratmanın yanısıra, orada okuyacak çocuklarda pırıl pırıl hayal dünyaları, açık zihinler de yaratmayı başaracaklar gibi görünüyor. okulun adı "tecilli" de yerel dilde kelebek kozası anlamına geliyor ki; sanırım tam da bunu kastetmişler. peki sizce de eğitim hayatınız, ağaçların arasında ve ayaklarınızla çiğnediğiniz toprağın ellerinizle şekillendiği duvarlar arasında başlasaydı, sınavlar-testler o kadar çabuk geçirebilir miydi hayal gücünüzü eline?                                                                                              

28 Aralık 2014 Pazar

tanıştırayım: gülen ev!


Oregon’da yemyeşil ormanlık bir alanda “gülen bir ev” var, hatta “kahkaha atan ev”. Sahipleri ve aynı zamanda tasarımcıları, ona bu adı vermiş. Yapının mimarı, mühendisi, işçisi ve sahibi Ianto Evans ve partneri Linda. Yani onlar "gülen ev"in herşeyi.. Ianto senelerdir cob ev konusunda uzmanlaşmış biri: Kuzey amerika Doğal Mimarlık Okulu’nun yöneticisi ve Cob Cottage Company’de bu konuda dersler veriyor.
İş böyle olunca elbette kendi evi de takdire şayan güzellikte. Her yanında kendi el emekleri var ve çok kişisel, çok yaşayan ve bir o kadar doğayla barışık bir yaşam alanı olmuş.
Ianto Evans, Liverpool doğumlu bir mimar, Linda ise bir terapist. İlk cob ev deneyimlerini, ahşap bir kulübeye yaptıkları bir ekle yaşamışlar. Evans, hem ihtiyaç hem de meraktan kaynaklanan bu ilk girişimleriyle ilgili; “çok fazla ilgi çekti. Bu kadarını beklemiyorduk, bunu yapmıştık çünkü yaşayacak yere ihtiyacımız vardı” diyor. İlk deneyimlerinin dört yıl sonrasında hem doğru bir şey yaptıklarının idrakı (teknik olarak yapının kullanışlı ve sağlam oluşu) hem de yaşadıkları keyifi paylaşma isteği ile doğal mimari bilgilerini paylaşmaya başlamışlar.
Daha önce blogda da değindiğim gibi, temel olarak kil ve saman karışımından yapılan cob evler, o evi yapanlara pek çok imkan tanıyor. Tamamen elle şekillendirilebilir oluşu, yaratıcılığınızı dilediğiniz gibi kendi yaşam alanlarınıza yansıtabilmenizi sağlıyor. "Gülen Ev"de de gerek içeride (banyo, mutfak, yaşam alanları, raflar gibi detaylarda) gerekse dışarıda (pencere pervazları gibi) bunun yansıması açıkça görülüyor.



Aslında hem "gülen ev" hem de genel anlamda cob evler bir tür heykelmiş gibi. Tamamen kişisel ve tekrarlanamayacak bu yaşam alanları; sizin içinde yaşıyor olmanız dışında, kendi içerisinde de “yaşıyor” aslında. Malzemelerinin tamamen doğal olması, onun da soluk alıp veren, kendi hayatını sürdüren bir varlık olmasını sağlayabiliyor. Bu da kuşkusuz, insan yaşamı için en faydalı şeylerden biri. Nasıl mümkün olduğunca doğal, moda tabiriyle “organik” beslenmemiz gerekiyorsa, bir o kadar doğayla barışık alanlarda yaşayabiliyor olmamız gerek aslında. Kimyasal boyalarla boyanmış, hazır beton dökülerek inşa edilmiş bir evle aynı etkide olmayacağı aşikar. Lafı fazlaca uzattım, velhasıl Ianto’nun evi de yaşayan bir heykel gibi düşünülebilir. 
Nasıl bizim için önemli ve karakteri olan her şeye isim veriyorsak, onlar da evlerini öyle görüyor olmalılar ki “gülen ev” (laughing cottage) diye çok neşeli, sıcacık bir isim koymuşlar yuvalarına. Gülen ev, yapıldığı günden bu yana, içinde yaşayanlarla birlikte sapasağlam kalıp, gülmeye devam etmiş ve Ianto ile Linda’ya çok güzel bir yaşam armağan etmiş.
Ianto ve Linda’nın krediyle “kira öder gibi ev sahibi olmanın” anlamsızlığının altını çizen ve cob ev macerasını anlatan videosunu izlemenizi kesinlikle öneririm. İşte burada, şimdiden iyi seyirler..



*fotoğraflar www.naturalhomes.org'dan alıntıdır.

20 Mart 2014 Perşembe

Finlandiya ormanlarında bir elf kulübesi: "elaman puu"



Burası Heidi Vilkman’ın “Elaman Puu” (Hayat Ağacı) adındaki küçük kulübesi. Tamamen el yapımı, iş makinelerinden ve yapay olan her şeyden uzak tutulmuş; doğaya uyumlu bir anlayışla ve içinden geldiği gibi inşa edilmiş küçük bir yuva aslında. Sanat eseri gibi, bir heykel gibi daha çok.. içinde yaşanabilir bir heykel. Pek çok ekolojik inşa tekniğini kullanarak gerçekleştirilmiş bir hayal.. Tüm malzemeler yerel ve tamamen ekolojik.


Heidi’nin işe başlangıç noktası öncelikle çevrede kullanabileceği “doğal yapı malzemeleri”ni keşfe çıkmak olmuş. Finlandiya’nın doğası gereği ahşap malzemelerde sıkıntı çekmediği gibi, kil de ana malzemelerinden biri olmuş.


Aslında kulübenin fotoğraflarına baktığımızda pek de sürpriz değil ama Heidi aslında bir sanatçı. Sanatsal yanını da rahatça evine yansıtmanın üzerinde özellikle durmuş bu yüzden. Tam da bir sanat objesi gibi davrandığını rahatça söyleyebilirim, Önce taslakları çizip, kendisi ve oğlu için nasıl bir yaşam alanı inşa edeceğini kağıt üzerinde tasarlamış.


Kulübesinin inşasında kesinlikle beton kullanmak istememiş.  Temelde taş kullanmış. Kullandığı büyük kütükler de katrana bulanıp bu zemine oturtulmuş. 


Duvarların alt kısmı earthbag denilen içi toprakla doldurulmuş küçük çuvalcıklarla yapılmış. Üzerinde ise yine kütükler ve samanlı kısım (daha önceden cob evlerde sık sık bahsetmiştim) bulunuyor. Iki tabaka arasında da huş ağacının kabuğu, bir yalıtım malzemesi olarak kullanılmış.



Earth bag’lerden oluşan alt kısmın yağmur suyundan korunması için sonrasında etrafına taşlarla oluşturulmuş bir kat daha örülmüş.
Kulübenin çatısı, ahşap iskeletten oluşuyor, aslında tam olarak kenet sistemiyle yapılmış. Böylece kendi kendini sağlam tutan bir çatıya sahip olabilmiş.


Çatıda içerinin daha rahat gün ışığı alabilmesi için dairesel bir boşluk bırakılmış. Böylece güneş ışığı, doğrudan evin içine ulaşabiliyor. Finlandiya gibi bir coğrafyada bu, çok önemli olmalı. 


Çatının ana iskeleti yine toprakla örtülmüş, şimdi üzerinde bitkiler yetişebilen bir çatısı var. hani diyoruz ya “başımı sokacak bir çatı olsun yeter”; işte Heidi bu hayali bir tık daha ileri taşıyıp, başını sokabileceği yemyeşil bir çatıyı kendi elleriyle inşa etmiş.


Tüm bunlardan sonra geriye evi “bezemek” kalmış. Heidi de belli ki, bu konuda çok yetenekli biri. Gerçekten en nihayetinde bir masal evi yaratmayı başarmış.


Hayat Ağacı’nın inşa sürecini, başından geçenleri, adım adım neler yaptığını kendi sitesinde “neredeyse sonsuz bir yolculuk” başlığı altında ayrıntısıyla anlatıyor.
Bloğun en tepesinde yazıya şöyle başlamış:
“bu blog, hayallerimi takip ederek Finlandiya’nın kuzeyindeki bir ormanda küçük; tamamen kendi ellerimle, arkadaşlarımın yardımıyla, mümkün olduğunca az para harcayarak ve yalnızca doğal-yerel malzemeler (saman, ahşap ve kil) kullanarak bir eko-kulübe inşa edişim hakkında.”



Keşke blogdaki tüm bu inşa sürecini aktarabilsem, ama muhtemelen o durumda bitmeyen bir yazı olurdu. O yüzden tavsiyem, mutlaka bir göz atın. Yeni doğum yapmış, küçük bir oğlu olan bir annenin tek başına –arkadaşlarının ve ailesinin desteğiyle ama yine de tek başına- büyüttüğü bir hayali orada çok daha iyi görebileceksiniz. Bu arada bir not: burası oldukça küçük ve coğrafya gereği zor yaşanabilir bir yer. Heidi Finlandiya’da yaşamıyormuş, ama orada gelip gittikçe güzel günler geçirebileceği, kendi kendini büyüten doğal bir yuvası var. onun sözleriyle bitireyim: “mevsimler gelip geçecek ama umuyorum ki benim küçük kulübem, tüm bu zamanda hayatımın ve içinde doğduğu manzaranın bir parçası olarak  hep ayakta kalacak. Bozulsa, yıkılsa ya da yaşasa da bunu hep kendisini çevreleyen doğa ile birlikte yapacak.”





*fotoğraflar www.naturalhomes.org ve cobdreams.blogspot.com'dan alınmıştır.

13 Ocak 2014 Pazartesi

bahçede bir masal evi


Michael Buck, emekli bir resim öğretmeni, İngiltere Oxfordshire’da yaşıyor. Resimlerde görülen bu masal evini bahçesine yalnızca 150 euroya malederek inşa etmiş! Düşünsenize, bu fiyata neredeyse bir kedi evi bile alamıyorsunuz. Insan istesin yeter ki neler yapmıyor! Üstelik ortaya çıkan bu küçük ev sahiden masallardan çıkmış gibi, kim böyle bir kaçış yeri olsun istemez ki?


Buck, maliyeti düşürmek için belirli prensipleri takip etmiş: yalnızca bulabileceği malzemeleri kullanmış ve bir doğayla uyumlu inşa tekniği olarak insan gücü dışında bir güç gerektirmeyen aletler kullanmış.
Yapının temeli taşlardan oluşuyor. Satın alınmış hiçbir şey kullanılmamış inşaatta. Örneğin zemindeki ahşaplar, komşusunun artık kullanmadığı teknesine ait, pencerelerdeki camlar hurdaya çıkmış bir kamyondan alınmış. Inşaatta kullanılan temel malzemelerden biri olan saman bile çevreden toplanmış.


Bu küçük evde elektrik ve su tesisatı yok ama hemen yanındaki dere, yeterli bir su kaynağı. Evin ısınması bir odun sobasıyla sağlanıyor. Cob evin yapısı gereği ısınması oldukça kolay olduğundan odun sobası yeterli olmuş. duvarlar tipik kil-saman karışımıyken, sazdan yapılmış geleneksel bir çatı sistemi kullanılmış. Dışarıda ise bir de kompost tuvalet bulunuyor. Evle ilgili her şey o kadar keyifli görünüyor ki, dışarıdaki odun istifi bile sanat eseri gibi olmuş doğrusu.


Buck diyor ki; “insanlara bu evlerin hiçbir maliyeti olmadığını göstermek istedim. Hayatlarımızı, pek çok insanın kredilerini ödemek zorunda oldukları için hoşlanmadıkları işleri yapmakla geçirdiği bir düzende yaşıyoruz.”
bucks, malzeme avında!
çok eğlenmiyorlar mı sizce de?

Sahiden de öyle, hangimizin kredi kartı borcu ya da başını sokabilmek için aldığı beton kafeslere ödemek zorunda kaldığı kredisi yok ki? Michael Bucks’ın da başka bir evi varken bu evi yapmaktaki amacı o yüzden şahane, hepimize bir şey göstermek. Çünkü bazen anlatmakla olmuyor, ya da yazmakla. Bazen görmeye, dokunabilmeye ve “demek sahiden olabiliyormuş” demeye ihtiyacımız var..