çimen çatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çimen çatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

başka bir boyuttaymışsınız gibi: faroe adaları ve mimarisi




bugün canım aniden faroe adalarına gitmek istedi. şaka değil. insanın canı durduk yere daha önce gitmediği bilmediği bir yere gitmek ister mi? bir resim kalmış aklımda, ondan olsa gerek. canlı, rengarenk evler ve şahane bir coğrafya. gerçekten şahane, büyülü bir coğrafyası var bence!



faroe adaları danimarkaya bağlı olsa da aslında özerk bir yönetime sahip. örneğin danimarka öyle olmasına rağmen faroe adaları avrupa birliğine bağlı değil. kuzey atlantiğin ortasındaki bu adalar epeyce kuzey kültürü -özellikle de danimarka ve norveç- esintileri taşıyor olsa da kendine has bir havası olduğu hissediliyor.



mimaride danimarka ve norveç geleneklerinin yansımaları büyük. daha önce de burda sözünü ettiğim nordik mimarinin en temel özelliklerini faroe adalarında da görmek mümkün. dolayısıyla tahmin edilebileceği gibi inşa malzemeleri doğal çevrelerinden elde ettikleri taş, torf ve ahşaptan oluşuyor. yalnız ahşap ormandan gelmiyor, çünkü faroe adalarında orman yok! peki ahşap nereden geliyor dersiniz? ahşap denizden geliyor! çook uzak toprakların ağaçlarından suya karışmış ve suyla hemhal olup yeni bir karakter kazanmış bu parçalar, faroe adalarında mimarinin ihtiyacını karşılıyor.
faroe adalarının başka bir karakteristiği de elbette çimen çatılar. tam da az önce sözünü ettiğimiz geleneksel nordik mimari öğelerinden biri..



elbette adalardaki tüm evler eski ya da geleneksel mimariyle inşa edilmiş değil fakat yine de geleneksel mimarinin pek çok unsurunun sentezlendiğini görmek mümkün.



ama derseniz ki en korunmuş en geleneksel yapılar nerededir, var mıdır; koltur ismindeki küçük bir adada restore edilmiş bir ortaçağ köyü bulunuyor. ki bu köy faroe adalarının önemli kültürel miraslarından birini oluşturuyor. bunun yanında geleneksel yapıların pek çoğu da korunarak günümüze ulaşmış. 19. yy sonlarında gelişen balık endüstrisinin neticesinde kasabalar büyürken yeni ihtiyaçlar modern yapıların artışına neden olmuş. fakat onlar da bir dönemi yansıtıyor olması açısından tarihi değerini koruyor. bu yapıların en önemlilerinden bir tanesi Tvøroyri'deki t.f. thomsen'in ticaret binaları. gemilerle balık ticareti yapan t.f. thomsen ltd. şirketine ait bu yapılar faroe adalarının eski miraslarından. tüm bu stillerin hepsi faroe adalarına, muhteşem coğrafyasıyla da birleşerek bambaşka bir zaman dilimindenmiş havası veriyor.



fakat tüm bu mimari stilden ziyade benim en hoşuma giden şey, günümüz faroe mimarisinde her bir yapının kendine has parlak, canlı bir renge sahip olması. biraz yukarıdan ya da uzaktan bakıldığında bu rengarenk manzara hem şahane iç açıyor hem de orada yaşayan insanlara ister istemez sempati duymama neden oluyor. 



düşünsenize evlerini bu şekil rengarenk boyayıp bu ahenkle yaşayan insanlar kimbilir kendileri de ne kadar renkli değil midir? ne dersiniz?




4 Mart 2017 Cumartesi

bogdan pekalski'nin "hobbitowa"sı


bogdan pekalski insanların kendi yaşam alanlarını inşa edebilmesinden yana olanlardan bir polonyalı. önceleri bahçe tasarımı ve iç mimari üzerine çalışan pekalski, altı yıl kadar önce krywcza'da küçük bir arazi satın alıp işte bu güzel evi "hobbitowa"yı yapmış. güzelliği, pekalski'nin hayallerinde yaşattığı, belki yatmadan önce gözünde canlanan o yuva olmasından geliyor. ama en sonunda öyle bir yere dönüşmüş ki bana kalırsa sadece onun hayal evi olmaktan çıkıp  pek çoğumuz için de "hayali kurulası ev" olmuş. tahmin edeceğiniz gibi planlarını o çizmiş, tasarlamış ve inşa etmiş. inşa ederken muhtemelen en büyük zorluğunu çektiği şey, evin mimarisini toprağın topografyasına uydurmaya çalışmak olmuştur. Çünkü epeyce deneme yanılmayla dolu geçmiş inşa süreci.
pekalski içinden geçtiği süreci "inanması güç ama eğer hayallerinizi takip eder ve yeterince zaman ayırıp sabrederseniz her şey mümkün görünüyor" diyerek anlatıyor.



her ne kadar artık büyük ev daha makbulmüş gibi düşünülse de bu ev bir oturma odası, bir banyo ve iki yatak odasıyla yalnızca 45 metrekare. yapıda kullanılan temel iskelet, bölgede yetişen söğüt ağaçlarından elde edilmiş. iç kısmın sıvası kil, dış kısımda ise kireç, cob (daha önce sözü geçtiği gibi saman ve kil karışımı) ve taşlar kullanılmış. Zeminde ise yine ahşap tercih edilmiş.



beni en çok büyüleyen evin oturma odası oldu. (şu oturma odası lafından da nefret ediyorum. ingilizcedeki living room daha iyi değil mi sizce de? salon desen o hepten anlamsız. neyse..) buradaki açık mutfak ısınmayı kolaylaştırması açısından iyi bir tercih. zira geleneksel odun sobası iki tarafı da yeter derecede ısıtıyor.



oturma odasını bu kadar öne çıkarıp banyo detayını atlamak istemem. banyo da içerideki her şey gibi kendine has ve bir o kadar güzel olmuş.



bu arada belirtmeden geçmeyeyim, evin kendi su kuyusu var, ayrıca atık sular da tekrar kullanılıyor ve elektrik için ise güneşten yararlanan fotovoltaik sistem kullanılmış.
mutfağı da içeren bu ana yaşam alanında en hoşuma giden şey büyüklüğü oldu. güneş ışığını en iyi alacak cepheye yerleştirilmiş bu pencereler, büyüklüğüyle güzel bir ışık ve muhtemelen bir o kadar güzel ısı da sağlıyor. baktığımda içimin açılmasının sebeplerinden biri de bu ışık oldu.



evin fotoğraflarında sizin de farkedeceğiniz gibi en dikkat çekici şey, ana iskelet dahil her detayda organik formların kullanılmış olması. bu şekilde hem son derece canlı, yaşayan ve karakter sahibi bir ev havası oluşturulmuş, hem de içinde bulunduğu coğrafyayla tamamen uyum içinde görünüyor. çimen çatı kullanılmış olması da bu uyumu pekiştirmiş tabii.


bogdan pekalski'nin hobbitowa'sıyla ilgili çok ingilizce yazı bulmak mümkün değilse de ben detaylardan çok tasarımla ilgilendim. ilgilenmekle kalmayıp kendimi o güzel pencere önünde oturup kitap okurken, kar izlerken, soba çıtırtısı dinlerken hayal ettim :) kendi hobbitowa'mı yapana kadar bu hayallerle idare edecek gibi görünsem de her biri ilham verdiği için teker teker hepsine ve pekalskiye de selam olsun!

20 Mart 2014 Perşembe

Finlandiya ormanlarında bir elf kulübesi: "elaman puu"



Burası Heidi Vilkman’ın “Elaman Puu” (Hayat Ağacı) adındaki küçük kulübesi. Tamamen el yapımı, iş makinelerinden ve yapay olan her şeyden uzak tutulmuş; doğaya uyumlu bir anlayışla ve içinden geldiği gibi inşa edilmiş küçük bir yuva aslında. Sanat eseri gibi, bir heykel gibi daha çok.. içinde yaşanabilir bir heykel. Pek çok ekolojik inşa tekniğini kullanarak gerçekleştirilmiş bir hayal.. Tüm malzemeler yerel ve tamamen ekolojik.


Heidi’nin işe başlangıç noktası öncelikle çevrede kullanabileceği “doğal yapı malzemeleri”ni keşfe çıkmak olmuş. Finlandiya’nın doğası gereği ahşap malzemelerde sıkıntı çekmediği gibi, kil de ana malzemelerinden biri olmuş.


Aslında kulübenin fotoğraflarına baktığımızda pek de sürpriz değil ama Heidi aslında bir sanatçı. Sanatsal yanını da rahatça evine yansıtmanın üzerinde özellikle durmuş bu yüzden. Tam da bir sanat objesi gibi davrandığını rahatça söyleyebilirim, Önce taslakları çizip, kendisi ve oğlu için nasıl bir yaşam alanı inşa edeceğini kağıt üzerinde tasarlamış.


Kulübesinin inşasında kesinlikle beton kullanmak istememiş.  Temelde taş kullanmış. Kullandığı büyük kütükler de katrana bulanıp bu zemine oturtulmuş. 


Duvarların alt kısmı earthbag denilen içi toprakla doldurulmuş küçük çuvalcıklarla yapılmış. Üzerinde ise yine kütükler ve samanlı kısım (daha önceden cob evlerde sık sık bahsetmiştim) bulunuyor. Iki tabaka arasında da huş ağacının kabuğu, bir yalıtım malzemesi olarak kullanılmış.



Earth bag’lerden oluşan alt kısmın yağmur suyundan korunması için sonrasında etrafına taşlarla oluşturulmuş bir kat daha örülmüş.
Kulübenin çatısı, ahşap iskeletten oluşuyor, aslında tam olarak kenet sistemiyle yapılmış. Böylece kendi kendini sağlam tutan bir çatıya sahip olabilmiş.


Çatıda içerinin daha rahat gün ışığı alabilmesi için dairesel bir boşluk bırakılmış. Böylece güneş ışığı, doğrudan evin içine ulaşabiliyor. Finlandiya gibi bir coğrafyada bu, çok önemli olmalı. 


Çatının ana iskeleti yine toprakla örtülmüş, şimdi üzerinde bitkiler yetişebilen bir çatısı var. hani diyoruz ya “başımı sokacak bir çatı olsun yeter”; işte Heidi bu hayali bir tık daha ileri taşıyıp, başını sokabileceği yemyeşil bir çatıyı kendi elleriyle inşa etmiş.


Tüm bunlardan sonra geriye evi “bezemek” kalmış. Heidi de belli ki, bu konuda çok yetenekli biri. Gerçekten en nihayetinde bir masal evi yaratmayı başarmış.


Hayat Ağacı’nın inşa sürecini, başından geçenleri, adım adım neler yaptığını kendi sitesinde “neredeyse sonsuz bir yolculuk” başlığı altında ayrıntısıyla anlatıyor.
Bloğun en tepesinde yazıya şöyle başlamış:
“bu blog, hayallerimi takip ederek Finlandiya’nın kuzeyindeki bir ormanda küçük; tamamen kendi ellerimle, arkadaşlarımın yardımıyla, mümkün olduğunca az para harcayarak ve yalnızca doğal-yerel malzemeler (saman, ahşap ve kil) kullanarak bir eko-kulübe inşa edişim hakkında.”



Keşke blogdaki tüm bu inşa sürecini aktarabilsem, ama muhtemelen o durumda bitmeyen bir yazı olurdu. O yüzden tavsiyem, mutlaka bir göz atın. Yeni doğum yapmış, küçük bir oğlu olan bir annenin tek başına –arkadaşlarının ve ailesinin desteğiyle ama yine de tek başına- büyüttüğü bir hayali orada çok daha iyi görebileceksiniz. Bu arada bir not: burası oldukça küçük ve coğrafya gereği zor yaşanabilir bir yer. Heidi Finlandiya’da yaşamıyormuş, ama orada gelip gittikçe güzel günler geçirebileceği, kendi kendini büyüten doğal bir yuvası var. onun sözleriyle bitireyim: “mevsimler gelip geçecek ama umuyorum ki benim küçük kulübem, tüm bu zamanda hayatımın ve içinde doğduğu manzaranın bir parçası olarak  hep ayakta kalacak. Bozulsa, yıkılsa ya da yaşasa da bunu hep kendisini çevreleyen doğa ile birlikte yapacak.”





*fotoğraflar www.naturalhomes.org ve cobdreams.blogspot.com'dan alınmıştır.

19 Şubat 2012 Pazar

İzlanda'nın Geleneksel Mimarisi: Torf Evler


İzlanda'nın torf evleri, tarihi neredeyse bin yıla uzanan geleneksel mimarinin bir parçası. Zor bir iklim için üretilmiş bu toprak evler, tahmin edileceği gibi ahşap ya da taş evlere nazaran çok daha iyi yalıtım sağladığı için tercih edilmiş.
Malum, İzlanda'nın gerçekten zor bir coğrafyası/iklimi var, dolayısıyla özellikle teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde hem malzeme sıkıntısı hem de iklim şartlarının zorluğu onları torf evlere yöneltmiş.

İzlanda’da elbette ormanlar var ama çoğu huş ağacından oluşan bu ormanlardan elde edilen malzeme, büyük ve kompleks yapılar inşa etmek için uygun bir malzeme değil. Yine de ana iskelette kullanılabiliyor. Dolayısıyla bu malzeme eksikliği ve coğrafi gereklilikler sayesinde torf evler geliştirilmiş ve yayılmış. 

Torf evler, çok kabaca tarif edilecek olursa taş temel üzerine yapılan ahşap iskeletin, (daha sonra tamamen çimle kaplanacak) kalın bir toprak tabakasıyla kaplanmasıyla elde ediliyor ve yaygın olarak düz biçimli taşlarla yapılmış bir temel üzerine oturuyor. Bu temel üzerine de torf tabakasını tutması için ahşap bir iskelet kuruluyor. 
Bu toprak tabakası; evin asıl duvarlarını oluşturan, dikdörtgen ya da üçgen biçimli toprak kalıplarıyla örülen oldukça kalın bir tabaka. Bu tabakaların en yaygın örülme biçimi ise, bir kenet tekniği olan ve kalıpların zigzag biçiminde örüldüğü klömbruhnaus tekniği
klömbruhnaus tekniği ile yapılmış zigzag duvarlar
Bu kalın tabaka yalnızca duvarlarda değil, çatıda da kullanılıyor. Toprağı taşıması için en altta kalın kirişler, onun üzerinde ince dallardan oluşan bir tabaka ve en üstte de toprak tabaka bulunuyor.
toprak kalıplar
Evin her yanı toprak (ve dolayısıyla çimle) kaplı olduğundan dışarıdan görünen tek ahşap kısım kapı.
kapı dışarıdan görünen tek ahşap kısım
Viking stili uzun ev (long house)

Önceleri Viking stili olan "uzun ev" (long houses) olarak tanımlanan ve yine aynı teknikle inşa edilen torf evler,  yüzyıllar içinde değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmeyi başarmış olması açısından önemli.
Bu evler, ilk temel değişikliğini 14. yy'da yaşamış. Viking tarzı uzun evler, 14. yy'da yerini, küçük küçük ve içten birbirine bağlı spesifik alanların olduğu ve günümüzdeki stile daha yakın olan bir mimariye bırakmış.
müstakil bir torf ev örneği
18. yy'da ise yine önemli bir değişiklik göstererek burstabær tekniği olarak bilinen yeni bir teknikle inşa edilmeye başlamışlar. Bu değişimle birlikte ahşap nispeten daha fazla yer bulmuş kendine ve günümüz modern evleri andırması açısından çok daha önemli bir adım. Ki gerçekten de sonraları yapılan çim çatılı İzlanda evlerinin gerçek anlamda prototiplerini oluşturuyorlar.
burstabær tenkniği

Torf evlerin inşasından biraz sonra tamamen çimle kaplanması, neredeyse tamamı yemyeşil ve üstelik yalıtımı sağlam bir ev sahibi olmayı sağlıyor.
Günümüzde yükselen organik, sürdürülebilir mimari akımın atası olan bu evler, görünüm olarak masal evlerini andırıyor evet ama aynı zamanda çok da kullanışlı olmasıyla önemini hala koruyor.
Modern bir örnek